Yapay Zeka Çıktılarının FSEK Kapsamında İncelenmesi
- İrem Nalbant
- 29 Ağu 2025
- 3 dakikada okunur
Günümüzde artık yapay zekâların yazdığı şiirlerden, öykülerden, kodlardan ve çizdiği resimlerden bahsetmek mümkündür. Bu ürünler yapay zekânın üretimi olmasına rağmen insanlar tarafından ara veya nihai ürün olarak kullanılmakta ve bazen hayatı kolaylaştırırken bazen de rekabeti artıracak şekilde karşımıza çıkmaktadır.
Yapay zekânın kendi ürettiği fikri ürünlerin kime ait olduğu, bu ürünlerin kullanılıp kullanılamayacağı önemli bir soru haline gelmiştir. “Yapay zekânın hakları”nı ele alabilmek için yapay zekânın hukuki statüsünün ne olduğu sorusunun cevaplanabilmesi gerekir.
Bilindiği üzere hukuken kişi kavramı, hak ve sorumluluklara sahip olabilen varlık anlamına gelmektedir. Bir hakkı sahiplenebilmek veya sorumluluk yüklenebilmek için en azından "hak ehliyeti"ne sahip olma niteliği aranmaktadır. Hak ehliyetinin mevcut olmadığı bir durumda herhangi bir hak ve sorumluluk da kazanılamayacaktır.
Bu açıdan yapay zekânın hukuki kişiliği sorunu ele alınırken mevcut yapay zekâ teknolojilerinin henüz var olmamış bir versiyonunun tahlil edildiğinin altını çizmekte fayda görüyoruz. Nitekim yapay zekâ türleri dar (narrow/weak), geniş (general/ strong) ve süper olarak üçe ayrılmaktadır. Dar yapay zekâlar bir konuda özelleştirilmiş, münhasıran eğitilmiş fakat başka konular hakkında işlevselliği olmayan zekâlardır. Geniş yapay zekâlar ise insan zihninin işleyişine yakın potansiyelde ve birçok işle meşgul olabilecek, aynı anda farklı konularda işlem yapabilecek şekilde eğitilirler. Süper yapay zekâların ise insanüstü bir performans göstermesi beklenmektedir.
Günümüzde kullanılan yapay zekâ ürünleri, dar türde yapay zekâların çıktılarıdır. Örnek olarak doğal dil işleme konusunda özelleştirilmiş yapay zekâlardan olan ChatGPT’ye yazdırılan yazılar gösterilebilir. ChatGPT insan dilini taklit etmek ve bu konuda gelişmiş çıktılar vermek üzere eğitilmiştir. Kendisinden aynı zamanda bir arabanın otomatik sürüşünü üstlenmesi beklendiğinde sonuç alınması mümkün değildir. Bu nedenle dar yapay zekâların işlevselliği olsa olsa insan faaliyetini destekleyebilecek yetenektedir. Onun yerini alabilecek bir seviyede değildir. Dolayısıyla mevcut yapay zekâ uygulamalarının henüz bir kişilik tartışmasına yetecek düzeye ulaşmadığı malumdur.
Hukuki kişilik konusunda yapılan tahliller geniş yapay zekâ kavramı üzerinden devam etmekte olup fikir birliğine varılamamıştır. Hukuki kişilik tartışması konusunda net bir sonuç elde edilmiş olunmasa da dar yapay zekânın insan hayatına kattığı yenilikler ve rekabet göz önüne alındığında; doktrindeki öngörülerin yanında konuyu mevcut yasalarla değerlendirmenin gerekliliği açıktır.
5846 s. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’muz (FSEK) 1951 kabul tarihli olup her ne kadar gelişen dönem şartları içerisinde gerekli değişimlere uğrasa da günümüz şartlarını yakalayabildiğini söylemek gerçekçi olmayacaktır. Yine de yeni düzenlemeler yapılmadıkça gelişmeler hakkında pozitif hukuk uygulanmaya devam olunacağından yapay zekâ ürünlerinin FSEK kapsamında incelenmesi elzemdir.
Kanunda her türlü fikri eser koruma altına alınmamış olup eser niteliğini haiz fikri ürünler kanunun konusunu oluşturmaktadır. Dolayısıyla öncelikle yapay zekânın ürünleri bir eser midir sorusu cevaplanmalıdır. Kanun, eser terimini “Tanımlar” başlığı altındaki 1/B maddesinde: “Sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri” şeklinde tanımlamıştır. Görüldüğü üzere eser olabilmek için sahibinin hususiyetini taşıması aranmıştır. Burada hususiyet, eseri meydana getiren kişinin sanatını diğer kişilerden ayıran özelliklerinin esere yansıması, üslubu şeklinde yorumlanabilir. Her ne kadar yapay zekâ, algoritmasıyla bağlı kalmama mantığı üzerine işleyen bir sistem olsa da belirli konseptler dahilinde ürün üretebilme yeteneği olduğundan veyahut veri girişleri belirli bir üslubu ve yöntemi yinelemesini sağlayabilecek şekilde oluşturulabileceğinden hususiyet unsurunu insana özgü olarak görülmemesi gerekir. Kanun eser sahibini, eseri meydana getiren kişi olarak tanımlamış bulunduğundan Yapay zekâya bir kişilik atfedilmesi halinde FSEK kapsamında eser sahibi olması mümkündür.
Neticede yapay zekâ belirli bir algoritmaya bağlı kalmamak ve elde ettiği verilerin ötesinde çıktılar üretebilmek üzere oluşturulmakta ise de ortaya çıkardığı fikri ürünler eser niteliğindeyse dahi mevcut FSEK kapsamında kendisine ait olmayacaktır. Bu bakış açısı yapay zekâyı üretici konumundan üretilen konumuna geri döndürmekte ve onu komut zincirinin dışına çıkmayan bilgisayar programlarıyla bir tutmaktadır. Böylesi bir hal ne teknik gerçeği yansıtmakta ne de yapay zekânın getirilerini hukuki bir zeminde koruma altına almaktadır. Yine de açıklanan sebeplerle kanun boşluğuna karşı eldeki kuralların kıyasen mevcut duruma uygulanması ve sosyal gelişmelerin hukuku harekete geçmeye zorlamasını beklemek mecburidir.




Yorumlar