Hakimin Bağımsız ve Tarafsız Olma İlkesi
- İrem Nalbant
- 21 Kas 2025
- 6 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 5 gün önce
Hakimin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı
Bilindiği üzere, hakim, önüne gelen dosyalarda karar verirken bağımsız ve tarafsız olmalıdır. Bu kalıplaşmış "bağımsız ve tarafsız olma" unsuru, her ne kadar ezbere bir hal almış olsa da, aslında yargılamanın temelidir. Yargılamanın temeli, Anayasamızın 9. maddesinde "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." denmek suretiyle belirlenmiştir. Anayasal bir gereklilik olan bağımsızlık ve tarafsızlık, hem hukuk hem ceza yargılamasında ilk ve en önemli unsurdur. Peki, nedir bu "bağımsız ve tarafsız" olma hali?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bağımsızlık kavramını, yürütme erkinden ve davanın taraflarından bağımsız olmak olarak açıklamıştır. Bağımsızlığın değerlendirilmesinde hâkim veya mahkeme üyelerinin atanma usulü, görev süreleri, dışarıdan gelecek baskılara karşı güvenceye sahip olup olmadıkları ve hâkim veya mahkemenin bağımsız bir görünüm sergileyip sergilemediği göz önünde bulundurulmaktadır.
AİHM tarafsızlık kavramının ise sübjektif ve objektif olmak üzere iki parçadan oluştuğunu belirtmektedir. Bunlardan sübjektif tarafsızlık, hâkimin birey olarak ön yargısız olmasıdır. Objektif tarafsızlık ise mahkemenin kurum olarak kişide bıraktığı güven verici izlenim ve tarafsız görünümdür. (AİHM'in 16.01.07 tarihli Farhi/Fransa kararı)
Yani hakimin içten içe tarafsız olduğunu düşünmesi yetmez. Hakim, aynı zamanda bu tarafsızlığı diğer kişilerin de algılayabileceği şekilde temsil etmelidir. Örneğin, hakim, içten içe tarafsız olduğunu düşündüğünden dolayı taraflardan birini daha az dinleyerek karar veremez. Zira bu durum dışarıdan bakıldığında eşit ve tarafsız görünmeyecek, hakime duyulan güveni zedeleyecektir.
Eğer davadaki taraflardan biri (hukuk davalarında davacı ve davalı, ceza davalarında müşteki veya sanık) ve bunların avukatları, hakimin bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitirdiğini düşünürlerse "hakimi reddedebilirler". Hakimi reddetmek, özetle, davaya başka hakimin bakmasını talep etmektir. Bu talebin ileri sürülebilmesi için kanunun kabul edeceği geçerli sebepler öne sürülmelidir. Bu sebebin belirli kurallara ve sürelere uyarak öne sürülmesi de çok önemlidir. Bu yazımızda hakimi reddedebilmek için ceza kanunlarında yazılmış kuralları, hakimin reddedilebileceği süreleri ve hakimin reddedilmesinin sonuçlarını inceleyeceğiz.
Hâkimin Davaya Bakamayacağı Hâller
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunumuzun 22. maddesinden başlayarak 32. maddesi dahil maddeleri hakimin reddi kurumunu, şartlarını ve neticelerini düzenler. Buna göre;
Hâkimin davaya bakamayacağı hâller
Madde 22 – (1) Hâkim;
a) Suçtan kendisi zarar görmüşse,
b) Sonradan kalksa bile şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında evlilik, vesayet veya kayyımlık ilişkisi bulunmuşsa,
c) Şüpheli, sanık veya mağdurun kan veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyundan biri ise,
d) Şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında evlât edinme bağlantısı varsa,
e) Şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında üçüncü derece dahil kan hısımlığı varsa,
f) Evlilik sona ermiş olsa bile, şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında ikinci derece dahil kayın hısımlığı varsa,
g) Aynı davada Cumhuriyet savcılığı, adlî kolluk görevi, şüpheli veya sanık müdafiliği veya mağdur vekilliği yapmışsa,
h) Aynı davada tanık veya bilirkişi sıfatıyla dinlenmişse,
Hâkimlik görevini yapamaz.
Bu durumda hakim kendisi davadan çekilmeyi isteyebileceği gibi taraflar ve vekilleri de hakimi reddedebilir. Yukarıda yazılı durumlar yorumlarla genişletilemez. Yani örneğin (e) bendinde hakimin üçüncü derece dahil akrabaları ile ilgili davalara bakamayacağı düzenlendiğinden hakim kendi teyzesinin/halasının/amcasının/dayısının davasına bakamaz. Ancak kuzeninin davalarına bakabilir. Çünkü kuzen hakimin dördüncü dereceden akrabasıdır. Üçüncü derecenin ötesindeki akrabalık kanunun yasakladığı durumlardan değildir. Dolayısıyla "teyzesinin davasına bakması yasaksa teyzesinin çocuğunun davasına bakması da yasaktır, ne de olsa benzer durumlar" gibi bir yorum yapılamaz. Bu madde kapsamındaki durumlar hakim tarafından gözetilmeli ve böyle bir durum var ise hakim kendiliğinden dosyadan çekilmelidir.
Yargılamaya Katılamayacak Hâkim
Madde 23 – (1) Bir karar veya hükme katılan hâkim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz.
(2) Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.
(3) Yargılamanın yenilenmesi halinde, önceki yargılamada görev yapan hâkim, aynı işte görev alamaz.
Bu maddenin amacı, ceza yargılamasında dosyayı daha evvelden ele alıp da suçluluk/suçsuzluk yönünde bir kanaati oluşmuş hakimin, karar aşamasında dosyayı tekrar ele almasını engellemektir. Hakimin yaptığı işlemin içeriğine bakılmaz. Yukarıda yazılı yerlerde görev yapmış olması yeterlidir. Bu durum yoruma kapalıdır. Zira bir kez suçluluk/suçsuzluk yönünde kanaati oluşma ihtimali doğmuş hakimin dosyayı tekrar ele alması halinde tarafsız görünmeyeceği açıktır.
Hâkimin Reddi Sebepleri ve Ret İsteminde Bulunabilecekler
Madde 24 – (1) Hâkimin davaya bakamayacağı hâllerde reddi istenebileceği gibi, tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerden dolayı da reddi istenebilir.
(2) Cumhuriyet savcısı; şüpheli, sanık veya bunların müdafii; katılan veya vekili, hâkimin reddi isteminde bulunabilirler.
(3) Bunlardan herhangi biri istediği takdirde, karar veya hükme katılacak hâkimlerin isimleri kendisine bildirilir.
24. madde, 22 ve 23. maddede sayılı halde verilmiş ve yoruma kapalı olduğunu izah ettiğimiz şartlardan farklı olarak, yoruma açık bir alan oluşturmaktadır. Burada kanun "tarafsızlığın şüpheye düşmesi" kavramını ucu açık bırakmıştır. Örneğin, dosyadaki kimseyle akraba olmayan, dosyayla hiçbir alakası olmayan, dosyayı ilk kez ele alan bir hakimin duruşmada sanığa suçlu olduğunu ima etmesi, savcı ile duruşma salonu dışarısında özel görüşme yapması, dosya ile ilgili taraflardan birine öğüt vermesi veya yönlendirmesi gibi durumlar hakimin tarafsız olmadığı izlenimini oluşturur. Örnekler çoğaltılabilir. Bu durumda hakimin reddedilebilmesi ancak tarafların bunu talep etmesine bağlıdır. Bu sebeple aşağıdaki kurallara uyulmalıdır:
Tarafsızlığını Şüpheye Düşürecek Sebeplerden Dolayı Hâkimin Reddi İsteminin Süresi
Madde 25 – (1) Tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı bir hâkimin reddi, ilk derece mahkemelerinde sanığın sorgusu başlayıncaya; duruşmalı işlerde bölge adliye mahkemelerinde inceleme raporu ve Yargıtayda görevlendirilen üye veya tetkik hâkimi tarafından yazılmış olan rapor üyelere açıklanıncaya kadar istenebilir. Diğer hâllerde, inceleme başlayıncaya kadar hâkimin reddi istenebilir.
(2) Sonradan ortaya çıkan veya öğrenilen sebeplerle duruşma veya inceleme bitinceye kadar da hâkimin reddi istenebilir. Ancak bu istemin, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde yapılması şarttır.
Ret İsteminin Usulü
Madde 26 – (1) Hâkimin reddi, mensup olduğu mahkemeye verilecek dilekçeyle veya bu hususta zabıt kâtibine bir tutanak düzenlenmesi için başvurulması suretiyle yapılır.
(2) Ret isteminde bulunan, öğrendiği ret sebeplerinin tümünü bir defada açıklamak ve süresi içinde olguları ile birlikte ortaya koymakla yükümlüdür.
(3) Reddi istenen hâkim, ret sebepleri hakkındaki görüşlerini yazılı olarak bildirir.
Hakim öne sürülen gerekçeyi kabul ederek dosyadan çekilebilir yahut hakimin reddi talebini reddedebilir. Hakimin reddi talebinin kabul edilmediği hallerde itiraz hakkı mevcut olur. (CMK m 28.)
Ret İsteminin Geri Çevrilmesi
Madde 31 – (1) Mahkeme, kovuşturma evresinde ileri sürülen hâkimin reddi istemini aşağıdaki durumlarda geri çevirir:
a) Ret istemi süresinde yapılmamışsa.
b) Ret sebebi ve delili gösterilmemişse.
c) Ret isteminin duruşmayı uzatmak amacı ile yapıldığı açıkça anlaşılıyorsa.
(2) Bu hâllerde ret istemi, toplu mahkemelerde reddedilen hâkimin müzakereye katılmasıyla, tek hâkimli mahkemelerde de reddedilen hâkimin kendisi tarafından geri çevrilir.
(3) Bu konudaki kararlara karşı itiraz yoluna başvurulabilir.
Dosyaya bakan hakim, hakimin reddi talebini ister kabul etsin ister reddetsin, o duruşmada artık acil işler veya usuli işlemler hariç başkaca işlem yapamaz. Örneğin sanık savunması alamaz, esasa ilişkin mütalaayı soramaz, esasa ilişkin savunmayı soramaz. Kısaca dosya hakkında hüküm veremez.
Reddi İstenilen Hâkimin Yapabileceği İşlemler
Madde 29 – (1) Reddi istenen hâkim, ret hakkında bir karar verilinceye kadar yalnız gecikmesinde sakınca olan işlemleri yapar.
(2) Ancak, hâkimin oturum sırasında reddedilmesi hâlinde, bu konuda bir karar verilebilmesi için oturuma ara vermek gerekse bile ara vermeksizin devam olunur. Şu kadar ki, 216 ncı madde uyarınca tarafların iddia ve sözlerinin dinlenilmesine geçilemez ve ret konusunda bir karar verilmeden reddedilen hâkim tarafından veya onun katılımıyla bir sonraki oturuma başlanamaz.
(3) Ret isteminin kabulüne karar verildiğinde, gecikmesinde sakınca bulunan hâl nedeniyle yapılmış işlemler dışında, duruşma tekrarlanır.
Hakimin bağımsız ve tarafsızlığı kadar, duruşmada yaşananları kaydetmekle görevli olan zabıt katibinin (duruşma yazmanının) tarafsız olması da önemlidir. Zira duruşma tutanakları, sahteliği ispat edilene dek aksi iddia edilemez tutanaklardır. Duruşma tutanaklarında yazılan beyanlar sonuç doğurur, delil teşkil eder. Bu sebeple bu tutanakları yazmaktan sorumlu kişilerin de taraflara eşit mesafede olduğuna güvenilebilmesi gerekmektedir. Yukarıda yapılan tüm açıklamalar, zabıt katipleri için de geçerlidir. Bu unsurların varlığı halinde katibin de reddi istenebilir.
Yukarıda açıklanan hakimin reddi kurumu sıkı şartlara ve sürelere bağlandığından tarafsız olmadığı düşünülen bir hakimin dosyaya bakmasına karşı çıkma esnasında avukat yardımı alınması çok önemlidir. Sırf gerekli sürede ve gereken şekilde itiraz edilmemesi nedeniyle hakimi reddedememek büyük hak kayıplarına yol açacaktır.
Konuyla İlgili Önemli Yüksek Yargı Kararları
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/880E. 2018/270K 05.06.2018 tarihli kararın karşı oy metninde şu hususlara da değinilmiştir:
"... Hakimlerin görevlerini hangi esaslara göre yapmaları gerektiği konusunda en önemli uluslararası metin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilmiş olan Bangalor Yargı Etiği İlkeleridir. Nitekim Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 27.06.2006 gün ve 315 sayılı kararı ile de Bangalor Yargı Etiği İlkelerinin benimsenmesine karar verilmiş ve bu husus Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü’nce tüm hâkim ve savcılara genelge şeklinde duyurulmuştur... Hâkim, kendi mahkemesinde hukuk mesleğini icra eden kimselerle olan bireysel ilişkilerinde, objektif olarak bakıldığında tarafgirlik veya bir tarafa meyletme görüntüsü ya da şüphe doğuracak durumlardan kaçınmalıdır... Avrupa Savcıları Konferansı’nın 29-30 Mayıs 2005 tarihli 6. oturumunda kabul edilerek, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca 10.10.2006 gün ve 424 sayı ile benimsenmesine karar verilip, Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü’nce de hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları 'Budapeşte İlkeleri' de hemen hemen Bangalor İlkeleri ile benzer mahiyettedir... Şu halde; hâkimler ve savcılar Anayasa ve yasalarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olan veya olmayan ancak evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığında da kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Aksine davranışın ortaya çıkaracağı sonuçların 5237 sayılı TCY.nın 257. maddesinde açıklanan suç öğelerini içermesi durumunda da yetki ve görevin ihmalinden ya da kötüye kullanılmasından söz edilmesinin olanaklı bulunduğu açıktır' (YCGK., 20.11.2007, 5 MD-83/244)..."
Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2020/6240E. 2021/4219K. 23.06.2021 tarihli kararında şöyle hükmetmiştir:
"...Mahkemenin bu yetkisi yargılamada hâkimler eliyle yürütülmektedir. Yargılama sonunda verilen hükmün adil olması ve tarafları tatmin edebilmesi için hâkimin belli niteliklere sahip olması gerekir. Bağımsızlık ve tarafsızlık bu niteliklerin en önemlileri arasında yer almaktadır.... Tarafsızlığından kaygılanmak için haklı sebebin bulunduğu bir yargıç davadan çekilmelidir. Tehlikede olan şey, demokratik bir toplumda mahkemelerin halka vermek zorunda oldukları güven duygusudur. Mahkemeye göre, ön yargı sahibi olmamak biçiminde tanımlanan tarafsızlığın, sübjektif ve objektif olmak üzere iki yönü vardır. Bunlardan sübjektif tarafsızlık, hâkimin birey olarak tarafsız olmasıdır. Objektif tarafsızlık ise, mahkemenin kurum olarak kişide bıraktığı güven verici izlenim ve tarafsız görünümdür..."
Yargıtay 16. Ceza Dairesi de bu görüşte olup kararlarında AHİM'in 16.01.0716.01.07 tarihli Farhi/Fransa kararına atıf yapmaktadır. Bu kararda; bazı jüri üyelerinin duruşmaya ara verildiği sırada savcı ile temasa geçmeleri onların tarafsızlığına gölge düşürür nitelikte bulunmuş ve AİHS.m.6'nın ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.




Yorumlar